“Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elimdeymiş gibi”

Mary and Max (2009)

22 Nov 2009

Yapım:2009 ~ Avustralya
Tür:Animasyon, Dram, Komedi
Yönetmen:Adam Elliot
Senaryo:Adam Elliot
Yapımcı:Melanie Coombs
Görüntü Yönetmeni:Gerald Thompson
Müzik:Dale Cornelius

“Ama arkadaşlar iyidir”

Benim gibi anime film  sever olmaya yolunda hızla ilerleyen  biri için izlenebilecek en iyi filmlerden biri oldu Mary and Max. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan küçük Mary’nin Amerika’da bebeklerin kola şişesinden çıkıp çıkmadığının merakını celbetmesi sebebiyle başlayan bir mektup arkadaşlığının hikayesi . “Hayal gücünün sınırlarını zorlamak” sözü filmin geneli için de sarfedilebilir hiç şüphesiz. Hatta bu yönüyle filmden hafif bir Amelie tadını da almanız pek muhtemel.

Mary 8 yaşında Avusturalyalı bir kız çocuğudur. Tek arkadaşı en sevdiği çizgi dizideki  Nobletler‘dir. Birde bir yerlerden bulup buluşturduğu deniz kabuklarından, sakız paketlerinden, akşam yemeklerinden  kalan tavuk kemiklerinden yaptığı oyuncakları…En büyük hayali büyüyünce Earl Gray adında biriyle evlenmektir. Earl Gray babasının yıllarca çalışıp emekliye  ayrıldığı çay şirketinin de  adıdır aynı zamanda-alakayı siz kurun-. Filme dikkat çekici diğer bir karakter de hiç şüphesiz başta kendine has tarzıyla akıllara durgunluk veren annedir. Shery marka alkol şişesini elinden düşürmeyen, kriket maçı dinlemeye bayılan histerik, ilgisiz bir anne modeli. Zaten kopan düğmelerin yerine mandal takma fikri onun pratik  aklının ama aynı zamanda da baştan savma tavrının en önemli göstergesi. Her annenin, anne olma insiyatifini kullanarak edindiği hakkkını biraz suistimal etmiş gözükse de neticede bir anne ve anneler her zaman haklı. Yine de kızına  bebeklerin bira şişesinden çıktığını ve Shery marka içkiyi , her gün test etmek amaçıyla içtiğini söyleyerek kandırmakla, ipin ucunu az da olsa kaçırmış olduğunu söylemek  mümkün.

Filmdeki bir diğer karakterse Mary‘in mektup arkadaşı Max. Max obeziteyle boğuşan,  zaman zaman krizler geçiren, en keyif aldığı şeylerden biri olan ekmek arası çikolataya bayılan, bazen şizofrenik hallere bürünen, belediyeye aklına gelen her fikir ya da öneri için mektup yazan, -ki en aklıma yatanı; körlere ucu sivri bastonlar verilerek  sokakta yürürlerken bu sayede  de yerdeki çöplerin  toplanmasının sağlanması fikiriydi- Max de ne tesadüftür ki küçük Mary gibi yalnız birdir ve yine ne büyük tesadüftür ki onun da en sevdiği çizgi dizi Norbitler‘dir. Norbitler‘i görüntüsü olmayıp sesi olan bir televizyonla,  sesi olmayıp görüntüsü olan başka bir televizyon aracılığıyla izlemesi de filmde çok sık karşımıza çıkan hoş enstantelnelerden biriydi.

Neticede bu iki kişin arasından yaşanan duygu dolu ve komik serüvenin sizde de oluşturacağı duygu buruk bir duygu olacaktır eminim. Zaaflarımız, korkularımız, düşler hayaller ve en önemlisi de arkadaşlık üzerine ders verme amacını da açıktan belli eden bir film Mary and Max.

8.5/10

Eylül

20 Nov 2009

“o zaman Suat’a da hayatının şu devresi kendi ömrünün, kendi kadınlık hayatının eylülü gibi geldi. Eylül… birkaç gün hava ne kadar güzel olsa bu kadarcık fâni güzelliğe bile minnettar olmak lâzım gelen bir ay! içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın artık nasıl geçmiş, sadece bir mazi olduğunu hissettiren bir esef ve hasret ayı… onun hayatı da böyle değil mi idi?”

Mehmet Rauf ~Eylül

G_u_i_l_t_y_by_Alephunky

Biraz daha

sarılıp sarmala beni

Biraz daha

dokun yalnızlığıma

Biraz anla

ne demek istediğimi

Biraz dinle

duygularımın dilini

Biraz daha

kal ve düşün yeniden

Biraz anla

bendeki bu hüzün neden

Biraz anla            Biraz dinle         Biraz da sev

Bir döneme özellikle müzikleriyle ve Dustin Hoffman‘ın muhteşem performansıyla damgasını vurmuş bir film…Aşkın 500 Günü filminde Tom ve Summer‘ın  çok sevdiklerini söyledikleri filmin de ta kendisi The Graduate. Yüzlerdeki “ee şimdi n’olucak” ifadesine  dikkat lütfen!

Hello darkness, my old friend
I’ve come to talk with you again
Because a vision softly creeping
Left its seeds while I was sleeping
And the vision that was planted in my brain
Still remains
Within the sound of silence
In restless dreams I walked alone
Narrow streets of cobblestone
‘Neath the halo of a street lamp
I turn my collar to the cold and damp
When my eyes were stabbed by the flash of a neon light
That split the night
And touched the sound of silence
And in the naked light I saw
Ten thousand people maybe more
People talking without speaking
People hearing without listening
People writing songs that voices never shared
No one dared
Disturb the sound of silence
“Fools,” said I, “you do not know
Silence like a cancer grows
Hear my words that I might teach you
Take my arms that I might reach you”
But my words like silent raindrops fell
And echoed in the wells of silence
And the people bowed and prayed
To the neon god they made
And the sign flashed out its warning
In the words that it was forming
And the sign said “The words of the prophets are written on the subway walls
And tenement halls
And whispered in the sound of silen

smoke

Hangi düş yaralanır gerçekle
Hangi dal incinir yeşilinden
Hangimiz oyuncaklar kırmadık
Bir sigara ver bana

Marla Singer

06 Nov 2009

New_marlasinger

Allahım, bugün binbir düşünce içinde kendini oradan oraya sürüklerken, yarın soğuk gübreye, solucanlar için açık büfeye dönüşebileceğinin kanıtı işte. Ölümün inanılmaz mucizesi bu; ve her şey ne kadar güzel olabilirdi. Allahım, şu kız olmasaydı.

Marla.

cenabıaşk1

 

“Bil ki ey sevgili
Ben seni aklımdan hiç çıkarmadım;
ben sadece aklımı çıkardım
Ve böyle bilsin bütün dünya,
ben aklımı senin rağmına değil,
senin uğruna senden çıkardım”

Dücane Cündioğlu / Cenab-ıAşk’a Dair

 

New_500-Days-of-Summerafiş

Tür : Komedi / Dram / Romantik
Gösterim Tarihi : 9 Ekim 2009
Yönetmen : Marc Webb
Senaryo : Scott Neustadter , Michael H. Weber
Görüntü Yönetmeni : Eric Steelberg
Müzik : Rob Simonsen , Mychael Danna
Yapım : 2009, ABD , 95 dk.

Oyuncular

Joseph Gordon-Levitt (Tom Hansen) , Zooey Deschanel (Summer Finn) , Geoffrey Arend (McKenzie) , Chloe Moretz (Rachel Hansen) , Matthew Gray Gubler (Paul) , Clark Gregg (Vance)

Bir erkekle bir kadın tanışır

Romantik komedi tür olarak benim sinemada çok da izlemeyi tercih ettiğim bir tür değildir aslında. Hafta sonu arkadaşlarla sırf “çerez niyetine” gidip eğlenebileceğimiz, “saksıyı” çok zorlamayacağımız, bitiminde de aklımızı çok kurcalayıp, kafada çok yer etmeyecek bir film izleyelim istedim.

5002

Fakat durum hiç de benim düşündüğüm gibi olmadı. Filmin ta en başında üçüncü anlatıcının; “Bu film sizin düşündüğünüz gibi bir erkekle bir kadın tanışır filmi değil” demesiyle beni baştan alaşağı etti. O an itibariyle anladım ki sıradan bir romatik komedi izlemeyecektim.

Tom mimarlık eğitimi alan fakat hayatını bir şirkette metin yazarı olarak sürdüren, aşka ve ilişkilere henüz inancını yitirmemiş bir romantiktir. Aşk için umtularının tükendiği bir dönemde “hayatının aşkı”olabileceğine inandığı Summer‘la tanışır ve Tom kara sevdaya tutulur. Summer ise aşka inanmayan ve ilişki kavramına hemcinslerinden çok  ayrı bakan bir kızdır. Tom için başta ilişkilerinin bir adı olmaması bir problem yaratmaz ama ateş bacayı sardığında, başka bir ifadeyle iş ciddiyete  bindiğinde “beraber takılıp iyi vakit geçiriyoruz ötesi berisi ne gam fikri” kabul edilebilir gelmez. Zaten filmin konusunu da  ikili arasındaki bu çatışma oluşturuyor. Düşünün, bir tarafta hayatının sonuna kadar sevdiği kadınla olmak isteyen aşık bir genç, diğer tarafta “sana hiç bir şey için söz veremem. Yarın uyandığında yanında olmayabilirim.” diyen, bağlanmaktan korkan  bir kadın…

 Neticede konu itibariyle çok zengin ve özgün sayılmaz. Özgünlüğünü ve zenginliğini  zamanlar arasındaki geçişin filme kattığı o müthiş dinamizm oluşturuyor. Aşkın 5oo  gününü baştan sona doğru , rutin bir şekilde ilerlemiyor. Bu açıdan sahneleri birleştirme işi biraz seyriciye düşüyor.

Anti parantez “beklentiler” ve “realite” üzerine ekranın ikiye bölünmesiyle eş zamanlı olarak gösterilen bir sahne de yine filimin can alıcı ve “can acıtıcı” sahnelerinden biri olarak değerlendirilebilir.  Komedi öğelerinin , türünün benzerlerine göre daha kaliteli ve akıllıca durduğunu da söylemekte fayda var. İşin en ilginç yanı filmin başta aşk hakkında seyirciye bir kıssadan hisse verme gibi bir derdi varmış gibi gözüküyor.  Fakat film  sonunda, başta  idea ettiği şeyin aslında hiç de öyle olmadığını söyleyip bir nevi kendini haksız çıkarıyor. Tabi bu yine de filmin kıssadan hissesini oluşturuyor.

Neticede, en iyi romantik-aşk filmi listeme kendine iyi bir girişle yer edinen bir film oldu benim için 500 Of Days Summer.

9/10

 

ey gün yüksel !

zerrecikler dans ediyor evren O’na şükretmek için dans ediyor.

canlar çoşkuyla mağlup olmuş bir şekilde

kendinden geçmiş dans ediyor

kulağına fısıldayacağım danslarının onları nereye götürdüğünü

havadaki ve çöldeki bütün zerrecikler iyi bil ki,

onlar deli görünürler

her bir zerre mutlu ya da bedbaht,

güneşin düşkünü olurlar

hiç bir şey söylenemeyecek olanın …

çaylak !

18 Oct 2009

caylak

Çaylak

Gelen kim
böyle yekten?

 

hurucunda takım taklavat
temiz peşkir
bir tutam saç
mushaf ve bir bağ başak

Çaylak!

sen misin!
tamir edecek dülger
ruhundan hasar görmüş
bu şehrin hayatını?

Ali Ayçil


 

Here

Bir oyundaymışım da, ebe beni unutup gitmiş gibi. Yıllarca oyunun kaldığı yerden devam etmesini bekleyen bir çaresizdim. Sobelenmek pahasına ortaya çıkıyordum ve kimseler varlığımı umursamıyordu.

Boğazım patlarcasına bağırıyordum:

burdayım !


burdayım !


Burdayım !…



New_reconstructionafiş

- Ne oldu orda?

- Gencin biri işte..

- Seni tanıdığını mı sanmış?

- Hayır, beni sevdiğini sanmış…

eden_lake

Tür : Gerilim / Korku
Gösterim Tarihi : 14 Ağustos 2009
Yönetmen : James Watkins
Senaryo : James Watkins
Müzik : David Julyan
Yapım : 2008, İngiltere , 91 dk.
Oyuncular
Kelly Reilly (Jenny) , Tara Ellis (Abi) , Jack O’Connell (Brett) , Finn Atkins (Paige) , Jumayn Hunter (Mark) , Michael Fassbender (Steve)

Hafta sonu tatili için şehirden uzak,sessiz bir gölün kıyısında kamp yapmayı seçen Steve ve kız aradaşı Jenny için bu gezi, bir grup kendini bilmez serseri yüzünden cehenneme döner. Tanıdık bir konu özeti gibi gelebilir. Hatta gidişatı tahmin edilebilir bir film gibi de durabilir. Öyle de…Yer yer şaşırtsa da,ters köşe yapsa da, kendi türlerinden şekil itbariyle ayrılmaktan kurtulamıyor.

New_edenlake2

Her şey mesut çiftimizin  provoke edilmek için fırsat kollayan, sorunlu çocukların oluşturduğu bir çeteye “bulaşma” gafletini göstermesiyle başlıyor. Çift etrafına saldırgan davranan bu gruba başta çok bulaşmak istemese de gelişen olaylar bir şekilde onları karşı karşıya getiriyor. Zevkine huzur bozmak için fırsat kollayan bu küçük çetenin başlatttığı küçük masum olmayan  oyun  artık kendilerinin de sonunu çok kestiremedikleri bir savaşa dönüşüyor. Artk huzur bulmak için gelinen bu güzel göl kıyısının, huzurun çoktan kaçtığı bir  kan gölüne dönmesi an meselesidir.

New_eden-lake2

Ne bu şiddet bu celal ?

Film çocukluk ve masumiyet ilişkisini alaşağı etmesi açısıdan rahatsız edici. Hatta bu ve benzeri açılardan sınırları zorladığı bile söylenebilir. Bu sebeple  izleyende sinirleri bozma etkisi yaratması amaçlanmış gibi gözüküyor. Eden Lake, şiddete başvuran çocuklara “bir gurup kendini bilmez serseri” deme lüksününü vermiyor.  Filmi ilginç kılan, hatta daha ötede rahatsız edici yapan tarafı da bu zaten. Kendini bilmemekten hatta, kendini kaybetmekten öte, daha derin psikolojik ve sosyolojik  problemlerin yarattığı çocuktan evrimleşen, şeytana bile şapka çıkartan cinsten  davranışlarda bulunan bu canavarların, nasıl bu denli insanlıktan çıkabileceğini anlamakta çok güçlük çeksek de,  film yer yer çocukların bu kıvama nası gelebileceklerini, ebeveynleri üzerinden göstermeye çalışıyor. Fakat topu tamamen aileye ve aile yapısına atmıyor. İnsan ve içindeki şiddet duygusunun sınırlarını da kendince gösteriyor hem de son zerresine kadar. Filmi çok rahatsız edici bulduğumu söyleyebilirim. Yönetmenin seyriciye geçmesini istediği duygu da buydu sanırım. Bu açıdan amacına ulaşmış gibi gözükse de, başta da dediğim gibi kestirilebilir olay örgüsüyle ayrı bir yere koyabileceğim bir film değil Eden Lake

6/10

Fajita

Bilen bilir Happy Moon’s meksika yemekleri yapan harika bir kafe. Doyurucu akşam yemekleri için benim gibi şık restorantlardan ziyade daha “salaş” ,rahat  yerleri tercih edenler için biçilmiş kaftan bir mekan. Uzun süredir merak ettiğim bir tatdı Fajitas. Happy Moon’s a yolum düşer düşmez lezzet testi yaptım ve çok beğendim.

Meksika yemeklerini tadmaya devam…