The Sound of Silence~The Graduate Soundtrack
12 Nov 2009
Bir döneme özellikle müzikleriyle ve Dustin Hoffman‘ın muhteşem performansıyla damgasını vurmuş bir film…Aşkın 500 Günü filminde Tom ve Summer‘ın çok sevdiklerini söyledikleri filmin de ta kendisi The Graduate. Yüzlerdeki “ee şimdi n’olucak” ifadesine dikkat lütfen!
Hello darkness, my old friend
I’ve come to talk with you again
Because a vision softly creeping
Left its seeds while I was sleeping
And the vision that was planted in my brain
Still remains
Within the sound of silence
In restless dreams I walked alone
Narrow streets of cobblestone
‘Neath the halo of a street lamp
I turn my collar to the cold and damp
When my eyes were stabbed by the flash of a neon light
That split the night
And touched the sound of silence
And in the naked light I saw
Ten thousand people maybe more
People talking without speaking
People hearing without listening
People writing songs that voices never shared
No one dared
Disturb the sound of silence
“Fools,” said I, “you do not know
Silence like a cancer grows
Hear my words that I might teach you
Take my arms that I might reach you”
But my words like silent raindrops fell
And echoed in the wells of silence
And the people bowed and prayed
To the neon god they made
And the sign flashed out its warning
In the words that it was forming
And the sign said “The words of the prophets are written on the subway walls
And tenement halls
And whispered in the sound of silen
Ağladığın gecelerde şarkılar söyle kurtulursun
10 Nov 2009
Marla Singer
06 Nov 2009
Cenab-ı Aşk’a Dair
03 Nov 2009
500 Days Of Summer ~ Aşkın (500) Günü
30 Oct 2009
Tür : Komedi / Dram / Romantik
Gösterim Tarihi : 9 Ekim 2009
Yönetmen : Marc Webb
Senaryo : Scott Neustadter , Michael H. Weber
Görüntü Yönetmeni : Eric Steelberg
Müzik : Rob Simonsen , Mychael Danna
Yapım : 2009, ABD , 95 dk.
Oyuncular
Joseph Gordon-Levitt (Tom Hansen) , Zooey Deschanel (Summer Finn) , Geoffrey Arend (McKenzie) , Chloe Moretz (Rachel Hansen) , Matthew Gray Gubler (Paul) , Clark Gregg (Vance)
Bir erkekle bir kadın tanışır
Romantik komedi tür olarak benim sinemada çok da izlemeyi tercih ettiğim bir tür değildir aslında. Hafta sonu arkadaşlarla sırf “çerez niyetine” gidip eğlenebileceğimiz, “saksıyı” çok zorlamayacağımız, bitiminde de aklımızı çok kurcalayıp, kafada çok yer etmeyecek bir film izleyelim istedim.

Fakat durum hiç de benim düşündüğüm gibi olmadı. Filmin ta en başında üçüncü anlatıcının; “Bu film sizin düşündüğünüz gibi bir erkekle bir kadın tanışır filmi değil” demesiyle beni baştan alaşağı etti. O an itibariyle anladım ki sıradan bir romatik komedi izlemeyecektim.
Tom mimarlık eğitimi alan fakat hayatını bir şirkette metin yazarı olarak sürdüren, aşka ve ilişkilere henüz inancını yitirmemiş bir romantiktir. Aşk için umtularının tükendiği bir dönemde “hayatının aşkı”olabileceğine inandığı Summer‘la tanışır ve Tom kara sevdaya tutulur. Summer ise aşka inanmayan ve ilişki kavramına hemcinslerinden çok ayrı bakan bir kızdır. Tom için başta ilişkilerinin bir adı olmaması bir problem yaratmaz ama ateş bacayı sardığında, başka bir ifadeyle iş ciddiyete bindiğinde “beraber takılıp iyi vakit geçiriyoruz ötesi berisi ne gam fikri” kabul edilebilir gelmez. Zaten filmin konusunu da ikili arasındaki bu çatışma oluşturuyor. Düşünün, bir tarafta hayatının sonuna kadar sevdiği kadınla olmak isteyen aşık bir genç, diğer tarafta “sana hiç bir şey için söz veremem. Yarın uyandığında yanında olmayabilirim.” diyen, bağlanmaktan korkan bir kadın…
Neticede konu itibariyle çok zengin ve özgün sayılmaz. Özgünlüğünü ve zenginliğini zamanlar arasındaki geçişin filme kattığı o müthiş dinamizm oluşturuyor. Aşkın 5oo gününü baştan sona doğru , rutin bir şekilde ilerlemiyor. Bu açıdan sahneleri birleştirme işi biraz seyriciye düşüyor.
Anti parantez “beklentiler” ve “realite” üzerine ekranın ikiye bölünmesiyle eş zamanlı olarak gösterilen bir sahne de yine filimin can alıcı ve “can acıtıcı” sahnelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Komedi öğelerinin , türünün benzerlerine göre daha kaliteli ve akıllıca durduğunu da söylemekte fayda var. İşin en ilginç yanı filmin başta aşk hakkında seyirciye bir kıssadan hisse verme gibi bir derdi varmış gibi gözüküyor. Fakat film sonunda, başta idea ettiği şeyin aslında hiç de öyle olmadığını söyleyip bir nevi kendini haksız çıkarıyor. Tabi bu yine de filmin kıssadan hissesini oluşturuyor.
Neticede, en iyi romantik-aşk filmi listeme kendine iyi bir girişle yer edinen bir film oldu benim için 500 Of Days Summer.
9/10
ey gün yüksel !
zerrecikler dans ediyor evren O’na şükretmek için dans ediyor.
canlar çoşkuyla mağlup olmuş bir şekilde
kendinden geçmiş dans ediyor
kulağına fısıldayacağım danslarının onları nereye götürdüğünü
havadaki ve çöldeki bütün zerrecikler iyi bil ki,
onlar deli görünürler
her bir zerre mutlu ya da bedbaht,
güneşin düşkünü olurlar
hiç bir şey söylenemeyecek olanın …
çaylak !
18 Oct 2009
…ve sen kuş olur gidersin
11 Oct 2009
Eden Lake ~ Kan Gölü 2008
05 Oct 2009
Tür : Gerilim / Korku
Gösterim Tarihi : 14 Ağustos 2009
Yönetmen : James Watkins
Senaryo : James Watkins
Müzik : David Julyan
Yapım : 2008, İngiltere , 91 dk.
Oyuncular
Kelly Reilly (Jenny) , Tara Ellis (Abi) , Jack O’Connell (Brett) , Finn Atkins (Paige) , Jumayn Hunter (Mark) , Michael Fassbender (Steve)
Hafta sonu tatili için şehirden uzak,sessiz bir gölün kıyısında kamp yapmayı seçen Steve ve kız aradaşı Jenny için bu gezi, bir grup kendini bilmez serseri yüzünden cehenneme döner. Tanıdık bir konu özeti gibi gelebilir. Hatta gidişatı tahmin edilebilir bir film gibi de durabilir. Öyle de…Yer yer şaşırtsa da,ters köşe yapsa da, kendi türlerinden şekil itbariyle ayrılmaktan kurtulamıyor.

Her şey mesut çiftimizin provoke edilmek için fırsat kollayan, sorunlu çocukların oluşturduğu bir çeteye “bulaşma” gafletini göstermesiyle başlıyor. Çift etrafına saldırgan davranan bu gruba başta çok bulaşmak istemese de gelişen olaylar bir şekilde onları karşı karşıya getiriyor. Zevkine huzur bozmak için fırsat kollayan bu küçük çetenin başlatttığı küçük masum olmayan oyun artık kendilerinin de sonunu çok kestiremedikleri bir savaşa dönüşüyor. Artk huzur bulmak için gelinen bu güzel göl kıyısının, huzurun çoktan kaçtığı bir kan gölüne dönmesi an meselesidir.

Ne bu şiddet bu celal ?
Film çocukluk ve masumiyet ilişkisini alaşağı etmesi açısıdan rahatsız edici. Hatta bu ve benzeri açılardan sınırları zorladığı bile söylenebilir. Bu sebeple izleyende sinirleri bozma etkisi yaratması amaçlanmış gibi gözüküyor. Eden Lake, şiddete başvuran çocuklara “bir gurup kendini bilmez serseri” deme lüksününü vermiyor. Filmi ilginç kılan, hatta daha ötede rahatsız edici yapan tarafı da bu zaten. Kendini bilmemekten hatta, kendini kaybetmekten öte, daha derin psikolojik ve sosyolojik problemlerin yarattığı çocuktan evrimleşen, şeytana bile şapka çıkartan cinsten davranışlarda bulunan bu canavarların, nasıl bu denli insanlıktan çıkabileceğini anlamakta çok güçlük çeksek de, film yer yer çocukların bu kıvama nası gelebileceklerini, ebeveynleri üzerinden göstermeye çalışıyor. Fakat topu tamamen aileye ve aile yapısına atmıyor. İnsan ve içindeki şiddet duygusunun sınırlarını da kendince gösteriyor hem de son zerresine kadar. Filmi çok rahatsız edici bulduğumu söyleyebilirim. Yönetmenin seyriciye geçmesini istediği duygu da buydu sanırım. Bu açıdan amacına ulaşmış gibi gözükse de, başta da dediğim gibi kestirilebilir olay örgüsüyle ayrı bir yere koyabileceğim bir film değil Eden Lake
6/10
Meksika Sınırında Fajita yemek
29 Sep 2009
Bilen bilir Happy Moon’s meksika yemekleri yapan harika bir kafe. Doyurucu akşam yemekleri için benim gibi şık restorantlardan ziyade daha “salaş” ,rahat yerleri tercih edenler için biçilmiş kaftan bir mekan. Uzun süredir merak ettiğim bir tatdı Fajitas. Happy Moon’s a yolum düşer düşmez lezzet testi yaptım ve çok beğendim.
Meksika yemeklerini tadmaya devam…
bugün benim doğum günüm
25 Sep 2009
Donnie Darko Saundtrack / Gary Jules ~ Mad World
21 Sep 2009
Dünyanı büyüt, delirmiş dünya…
All around me are familiar faces
Worn out places, worn out faces
Bright and early for their daily races
Going nowhere, going nowhere
Their tears are filling up their glasses
No expression, no expression
Hide my head I want to drown my sorrow
No tomorrow, no tomorrow
And I find it kinda funny
I find it kinda sad
The dreams in which I’m dying
Are the best I’ve ever had
I find it hard to tell you
I find it hard to take
When people run in circles
It’s a very, very mad world mad world
Children waiting for the day they feel good
Happy Birthday, Happy Birthday
And I feel the way that every child should
Sit and listen, sit and listen
Went to school and I was very nervous
No one knew me, no one knew me
Hello teacher tell me what’s my lesson
Look right through me, look right through me
And I find it kinda funny
I find it kinda sad
The dreams in which I’m dying
Are the best I’ve ever had
I find it hard to tell you
I find it hard to take
When people run in circles
It’s a very, very mad world … mad world
Enlarging your world
Mad world
Şehrin Aynaları
14 Sep 2009
Ne zaman içim daralsa, niçin buraya geldiğimi hatırlatıyorum kendime. Bıkıp usanmadan tekrar ediyorum, kafamda hiçbir şüpheye yer kalmasın diye;
Aynalar şehrine geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikâyenin içindeyim. Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim.
Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor.
Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.
Her zaman bu kadar süslü cümleler kurmayı başaramıyorum oysa. Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, âkıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfüre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.
Sevgimin iki canı var seni sevmeye
09 Sep 2009
Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle çıkar karşına hayat.
bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan
seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.
sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarı
hem seviyorum,hem de sevmiyorum seni.
sevgimin iki canı var seni sevmeye.
bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken sevmiyorum seni
PabloNeruda
















